ÖĞRETMEN


Bu makale 2020-10-26 00:26:12 eklenmiş ve 388 kez görüntülenmiştir.
CUMHUR ÖZTÜRK

Devletin asli görevlerinin başında eğitim, sağlık ve güvenlik gelir. İşte o eğitimin en önemli paydaşıdır öğretmen. Sakın süslü cümlelerle öğretmeni kutsayan bir yazı olacağını sanmayın. Gerçekçi ve yapıcı gözle bakış geliştirmeye çalışacağız.

Üniversitelerde “formasyon” adı altında verilen derslerle; öğrenciler, öğretmen yapmaya çalışılır. Formasyon: biçimlendirme, yetişim anlamına gelir. Ama nedense Fransızcasını söylemeyi tercih eder aklı çok üniversite hocaları ve YÖK. Biçimlendirme ve yetişim amacıyla kurulan ve cumhuriyet projesi olan “Köy Enstitüleri” ve o geleneği sürdürmeye çalışan “Öğretmen Liseleri” sizin formasyon, bizim biçimlendirme dediğimiz yöntem için kurulmuştu. Ama önce köy enstitüleri şimdi de öğretmen liseleri kapandı. Kime zarar verdi bu öğretmen yetiştiren okullar?

Öğretmen olmak ayrı bir bakış açısıdır. Bu bakışı kazandırmak için çok daha erken yaşlarda eğitime başlanmalıdır. Eğitim fakültelerinde de olur ancak uzun sürer. Bu sebepledir ki çoğu öğretmen, mesleğini yaparken öğrenir. Öğretmen, mesleğini öğrenirken de zaman kaybederiz. Bütün okulları imam hatibe çevirmeye harcadığımız mesainin onda birini öğretmen yetiştirmeye ayırsaydık bugün ülkemizin çoğu sorununu çözmüştük.

Neden mi? Eğitim: Toplumu yeniden üretme işidir. Eğitim işini yapan da öğretmendir. Öğretmeni iyi yetiştirirseniz, yeniden ürettiğiniz toplumu da iyi yetiştirmiş olursunuz. Aslında denklem bu kadar basit… Eğitime yatırım yapmak toplumun geleceğini kurtarmaktır. Amerika’nın direktifi ile köy enstitülerinin kapatılmasının sebebi budur. Okyanusun ötesindeki bir devletin neden umurunda bizim okullarımız?

Dünya klasiklerinden hiç okumamış, bırakın dünya klasiğini herhangi bir kitap okumamış, sanatı sevmeyen, çevresini anlamayan, doğaya saygı duymayan o kadar öğretmen tanıyorum ki… Toplumu yeniden üretirken kendini tamamlayamamış öğretmenlerin elinde maalesef iyi iş çıkaramıyoruz. Sonuç? Siz neyi görüyorsanız o!

Yetti mi? Hayır, öğretmenleri gruplara ayırıyoruz. Yevmiyeli de diyebileceğimiz “ücretli” öğretmenlerimiz var. Devletin asli görevini gündelik çalışan eğitimciyle yapmak elbette doğru değil. Üstelik öğretmenlik mesleğinin onurunu da zedelemekte…

Yetti mi? Hayır, sözleşmeli öğretmenlik var. Sözleşmeli deyince futbolcu sözleşmeleri aklınıza gelmesin, asgari ücretten biraz fazla ücretle sözleşme yapıyorlar. Yarınını göremeyen bir eğitimcinin Gelecek kaygısıyla yaptığı eğitimden ne kadar verim bekliyoruz ki? Eğitim uzun soluklu bir süreçtir. Hanginiz çocuğunun öğretmeninin sürekli değişmesini ister?

Yetti mi? Hayır, uzman öğretmenlik diye bir kariyer planlaması yapmaya çalıştılar ama başaramadılar. Sınava kimin girebileceği anlaşılamadı. Anayasa Mahkemesi de iptal etti. Bu unvanı almış öğretmenler, uzman öğretmen olarak diğer meslektaşlarından fazla maaş almaya devam ediyor.

Sonuç: aynı okulda aynı işi yapan ama farklı ücret alan öğretmenler… Bu gelir adaletsizliğinden başarı çıkar mı? Siz söyleyin, aynı işi yapıyorsunuz ama sizin emekliliğiniz yok, maaşınız diğer meslektaşınızdan daha az, hadi çalışın. “Öğretmenim canım benim seni ben pek çok severim, lay lay lom”

Üniversite mezunu olup lise mezunu memurdan düşük maaş veya ücret alan başka meslek gurubu yok. Ayrımcılık yapmak için söylemiyorum polisler de bekçiler de bizim abimiz, kardeşimiz, dayımız amcamız canımız ciğerimiz… Belki de atanamayan öğretmenimiz… Onlar, ülkemizin geleceği için çok değerliler. Ama yirmi küsur yıllık bir öğretmen, göreve yeni başlayan bir bekçi kadar para kazanamıyorsa, bekçi kardeşi kadar değer görmüyorsa, o öğretmenden ne bekliyorsunuz?

Şimdi, bu öğretmenler de amma paracı diyenleri duyar gibiyim. Öğretmenlerin derdi para değil, gelir adaleti... Emeğinin değerinin bilinmemesi... Yerle bir edilen itibarlarının iade edilmesini istiyorlar. Şöyle ki:

Bir gün Atatürk’ün yolu bir köy okuluna düşer. Tek sınıflı okulda genç bir öğretmen ders vermektedir. Atatürk sınıfa girince kürsüsünü terk edip kendine yönelen öğretmene: “Hayır, yerinize oturunuz ve dersinize devam ediniz. Eğer izin verirseniz sizden faydalanmak isterim. Sınıfta cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir,” der. Cumhurbaşkanının bile saygı duyduğu bir mesleği yaptıklarının, ya da “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen, Hz. Ali’nin de belirttiği gibi saygıdeğer bir mesleği yaptığının farkına varılmasını bekliyorlar.

Ölümcül salgın nedeniyle hem okulda hem evde internet yolu ile canhıraş çalışan öğretmenler neden itibarsızlaştırılıyor ki? Müdür veya müdür yardımcısı olabilmek için siyasetçilerin kapılarında onlara yalvaran, yollarına paspas olan öğretmenciklerle onuru ile çalışan öğretmenlerin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Köy enstitüsü mezunlarından, öğretmenlerin özlük hakları için Türkiye Öğretmenler Sendikasının da (TÖS) kurucusu Fakir Baykurt öğretmenimiz söylenecek ne varsa yıllar önce söylemiş. Bana da aziz hatırasına saygılarımla hatırlatması kaldı.

“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.”

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Eğitim Portalı
DÜNYA
E-Devlet
M.E.B.
Adalet Bakanlığı
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş