OKU GEÇ


Bu makale 2020-06-19 00:01:32 eklenmiş ve 589 kez görüntülenmiştir.
Emre Yücel

“Çikolata gibi tatlısın gel aşkına kıtlasın, beni sevmeyen annen kıskançlıktan çatlasın.” Muuahh (öpücük sesi), Mmmm (beğeni tepkisi)

Sözler hemen hemen bu kadar ama şarkı kimyasal etkisiyle anlık keyif veren çikolata tadında. Geçenlerde uykusuzluğun vermiş olduğu sabah mahmurluğuyla işe giderken radyoyu açtım. Şarkının adı “Çikolata gibi”, “ye ye ye yerim seni” diyen melodisiyle İsmail YK eşlik etti bana. Anlık keyifle kıpır kıpır başladım güne. Sonrası? Sonrası var, bu yazı işte. Normalde eserin niteliği itibari ile sonrası olmaması lazım ama sonradan “ben bunu yazarım” diye bir fikir uyandı aklımda. Ne fikir ama! İsmail YK. “Oha”, “Kudur baby”, “Yala dur”, “Bas gaza”, “Bombabomba.com”, “80-80-160” gibi daha nice ender eserleri seslendirmiş sanatçıyı neden yazmayayım yahu… Seri imalat şarkılar. Mode on: Dinle geç…

Mesela, “Ben senin ananın ellerinden öpeceğim, Allahın emriyle isteyeceğim” sözlerine sahip bir şarkısında notada duraklama sayılan es’in hangi sözcükten sonra geldiği kolaylıkla tahmin edilebilir. Sanatçının şarkıları hedef kitlesinde kabul görüyorsa, herhangi bir hedef kitle derdi olmayanın bunları yazması sıkıntı olmaz diye düşündüm. Snapchat misali. Mode on: Yaz geç…

Geçmişe dair bir akşam vakti bir şehirde gezinirken baktık janjanlı, ışıltılı, yanar döner bir giriş kapısı, girdik içeri, uzunca bir merdivenden inip boş bulduğumuz bir masaya oturduk. Garson dikildi kafamıza, yüksek sesli müzikten dolayı bağırarak “abi çay mı, neskafe mi?” sorusuna karşın “nasıl yani” şaşkınlığında ki zihnimizde ki es uzun sürmedi. Ortamı algılama maksadıyla diğer masalara göz gezdirince hizmetin ne olamayacağı anlaşıldı. Oturmuş olduk bari birer neskafe içelim düşüncesiyle muhteşem icat 3 ü 1 arada yudumlanırken “bura nere, nere düştük” şaşkınlığı içerisinde ortamı ve insanları gözlemleme fırsatı bulduk. “Eğleniyor muyuz?” diye ikide bir soran oyun havası tandanslı mekanik orkestra, iğne atsan yere düşmez deyimine uygun bir pist, merdivenlerden inerken oynamaya başlayan insanlar, pistte oynayarak geçen 5-10 dakika, oturmadan ve bir şey içmeden oynayarak merdivenlerden yukarı çıkma eylemi ve mekandan ayrılma hali. Kamu teşekkülü olsa adına millet kulübü denebilme olasılığı yüksek ihtimal. Çağın gerçekliğinde mümkün olduğunca seri olma zorunluluğu, bedava olsa bile. Seri eğlence diye buna denir. Mode on: Oyna geç…

Seri üretim-Seri tüketim bilinci zihnimizin ayrılmaz bir parçası oldu da fikriyatlarda ki coşkular bile seri olmak zorunda sanki. Anlık zevk, anlık keyif derken anlık çoşku. Ver çoşkuyu… Mehteran, İzmir Marşı, Türkiyem, Bella Çav, Comandante Che. Farketmez, ne istersen seç. Mode on: Coş geç…

Geleneksel kültürlerin geçerliliğini yitirdiği iddiasıyla küresel organizasyonların yatırımları ve yaptırımları sonucu popüler kültür tekelciliğiyle modernizm tanımlaması. Açıklaması; önceki tüm değerleri soran, sorgulayan çağdaşlık. Bilimsel gerçeklik bakış açısıyla bu açıklama muhakkak ki gereken fikriyat ancak bu bir perde. Sahnenin arkasında ki illüzyon farklı. Önceki her şeyi bir kazana doldurup karıştırmak suretiyle dejenerasyon, eliminasyon. Sonrası? Sonrası yok, yok saymak, sayılmak. Ekmek arası diyalog gibi düşünün. Tetiklenen sürrealist bilincin merakı ve çekiciliği ile de desteklenen amaç teksellik. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar. Farklılıkları eriterek tüm değerlerin içini boşaltma öyküsü. Sandviç arası koca bir sosis, dök ketçap, biraz mayonez, al yemek. İyide ben istiyor boğaz çok güzel, şiş kebap çok güzel, prk, muhabbet. Sıkıntı yok, sen istiyor duj, verecek yüz dolar. Çünkü o bir kültür, bir tarih, dahası illüzyondaki farklılık, denklemdeki hata, yanlış tuşlama, dahası en yakın müşteri temsilcisine bağlanmak için ödenecek bedel. Kendi kültüründe turist olmak, kendi emeğinle kendine ulaşamamak. Tanımlanan bu modern toplum bilinci bile eskide kaldı artık, bir üst seviyeye geçildi, advance olduk. “Hot dog” modernizmini daha hazmedemeden upgrade, kalan postumuz mevzu bahis oldu. Tanımlamaya, açıklamaya, üzerinde kafa patlatmaya pek gerek yok. Adı Postmodernizm. Mode on: Duy geç…

Yav, öze has tüm tatları geçtik, bari ağız tadıyla bir iskender yiyeydik. Bir bilinç zorluyor seni, illa Avm’ye gideceksin. Hem ekonomik hem seri yakıştırmasıyla Fast food jenerasyonu, dejenerasyonu hükmediyor zihinlere. Sırada bekleyen diğer müşterilerin bakışları arasında alüminyum folyo tabak. “Niye bekliyor, yese ya” bakışları arasında bu bekleyiş zannedilmesin ki yemek duası. Tereyağ bekliyorum. Çok beklersin farkındalığıyla dua gelmiyor insanın aklına ya rab, kusura kalma. Elin fikriyle yaşanılan dünyada edilebilecek dua zaten hangi dua? Tereyağsız İskender tadında varlıklar arası diyalogda yok oluş. Sen, sen değilsin artık. Mode on: Ye geç…

Davlumbaz bozuldu, çağırdım servisi. Servis elemanı sordu “abi bu kaç senelik?”. 15 deyince bana bir bakışı, beni bir süzüşü vardı ki aklımdan çıkmıyor. Milli servet diye ışık, yetim hakkı diye musluk kapatan nesil fosilleşti, rafa kalktı, eski kafalı kaldı niceliğin gözünde. Zamane şarkılarındaki sevgiliye yazılan sözler emrediyor artık. Mode on: Değiştir geç…

Sakın “İsmail YK’dan başladı, iskender dedi, davlumbazla bitirdi” deme, basitleme. Uyum sağlıyoruz işte. Postmodern düşün. “Bas gaza aşkım bas gaza, kim tutar seni bas gaza” Yani çokta şey etmemek lazım. Mode on; Oku geç… Sevgi ve saygı ile…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Eğitim Portalı
DÜNYA
E-Devlet
M.E.B.
Adalet Bakanlığı
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş