KEKLİK GİBİ


Bu makale 2020-01-17 00:41:53 eklenmiş ve 689 kez görüntülenmiştir.
Emre Yücel

Çok sevdiğim bir türküdür “Keklik gibi” türküsü. Erzincan yöresine ait olan türkünün en sevdiğim icrası Erdal Erzincan’ındır. Ondan dinlemek apayrı bir keyiftir benim için. Anadolu rock versiyonunu zaten bu tarzın günümüzdeki duayeni Kıraç’tan dinleyebilirsiniz. Pek dinleyicisi olmamama rağmen Volkan Konak yorumu da müthiştir. Zara’nın ses rengi de bu türküde yine kendini göstermiş. Son zamanlarda da pop versiyonunu Melek Musso seslendirmiş.

Güzel Anadolu’muz edebiyatın, müziğin ve sanatın geçiş güzergahıdır. Böyle bir zenginlik ve çeşitlilik başka hiçbir memlekette yoktur. Buna sahip oluşumuzun bizi tembelliğe sürükleyen tarihsel doygunluk olduğunu düşünmüyor değilim. Türküde ‘kader böyleymiş, ağlarım bazı bazı’ derken kaderciliğimizin bu doygunluktan kaynaklandığını ve basite indirgenerek ağlarım geçer, pekte önemli değil hissiyatının oluşturduğunu düşünmüşümdür hep.

Memlekette güzel şeylerde olmuyor değil bazen. Duydum ki; Mehdi hazırlığı yapanlar istifa et(tiril)miş. Okundu, anlaşıldı diyelim, geçelim.

Mesela okul müdürlüğüne atanan bir zat, emeği geçen diye başlayıp atanmasını sağlayan torpil listesini isim isim sosyal medyada yayınlayıp teşekkür edince doğal olarak görevden alınmış. Böyle bir şeffaflık, böyle bir gönül açıklığı örneği zannedersem daha önce görülmemiştir. Ne diyelim, türküdeki gibi ‘gönül ey sebebim ey’ diyelim, gülelim.

Entelektüel birikimleri yüksek olan mankenlerimiz var mesela. Hele bir tanesi var, kaz gibi az yemiş, keklik gibi sıçrıyor bir oraya bir buraya. Hedefteki hangi avcıysa artık o masaya. Normal halinde epey itici gözükse de, boya badana ile çalışıldığında bambaşka bir dünya. Öyle bir tarihsel birikimle ve sosyolojik derinliğiyle konulara hakim ki insan dinleyince kendini sorguluyor, aydınlanıyor birdenbire. Mantık boşa çıkıyor, tüm dogmalar yıkılıp imana geliyor insan. Memleketimizde böyle güzel mankenlerimizde var, idealist, tutarlı, topluma ışık oluyorlar.

Son günlerde birde evlilik polemiği gündemde epey yer kaplıyor. Evlenilmiyor, evlilik yaşı artıyor, evde kalmalar oluyor diye serzenişler. Doğru mu doğru. Sorumlu medya deniyor, olabilir. Keklik gibi kadınları ve erkekleri gözümüzün önüne koyuyorlar beklenti yükseliyor. Oysa ki ilk önüne çıkanla evlen gitsin. Görsellikte bir problem varsa; yap makyaj, yeni bir imaj… Öyle Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı hikayeleri hikaye. Öyle aşk, sevgi, vuslat, kavuşmak temaları türküde, Müslüm baba, Orhan Baba dinle... Aslında bu türkülere de bir el atmak lazım, halkın moralini bozuyor, sürrealist düşündürüyor. Genç yaşta evlen gitsin, neyin hesabını yapıyorsun, neyi zorluyorsun. Sonra türküdeki gibi ‘murat alıp doya doya gezmedim’ diye yakınırsın.

Diyanetimiz, 3-4 çocuk tavsiye ediyor, katılıyorum. Olması gerekeni söylüyor, güzel temenniler bunlar. Zaten çocuk yapma aktivitesinin keyifli olduğunu tüm canlılık denemiş, kabul etmiş, onaylamış. Daha neyi düşünüyorsun, neyi sorguluyorsun, işine bak, keyfini çıkar. Faturalar kabarık, çarşı pazar yanıyor, hayat pahalı, geçim zor söylevleri zaten anarşist söylevler. Bunları söyleyenler ne yapmak, nereye varmak istemektedir. Öyle olsa bile sen düşünme bunları, bunlar sonraki iş. Sonunu düşünen kahraman olamaz. Öyle türküdeki gibi ‘geceleri uyku girmez gözüme, zalim yastık diken oldu yüzeme’ dizeleri negatif düşünceler. Pozitif olun, boş verin hayatı, hayata toz pembe bakın. Mesela faturanızı ödeyemeyip evde suyunuz kesilirse kader böyleymiş, bunda da vardır bir hikmet, bu zamana kadar kesilmedi ya buna da şükür deyin.

Faiz ne yazık ki dünyamızın gerçeği. Ancak, ‘Toki’den ev alırken faiz caizdir’ fetvası ne ola ki! Sen dedin diye insanlar ev mi alacak veya günahlardan arınmış mı olacak. Bir seferden bir şey olmaz mantığı buraya kadar geldiyse vay halimize. Ne güzel söylüyor türküde; ‘uyma dedim, uydun eller sözüne.’

Son zamanlarda yaşadığımız olaylar ve gündemler yönetenle yönetilen arasında ki frekans farkını ortaya koyuyor. Yönetim istiyor ki; bu frekansta olacaksın, olamıyorsan bu frekansı konuşacaksın… Peki bu durum daha ne kadar sürdürülebilir. Bir gün millette kendi frekansından iletişim isterse ne olacak. Durum ona doğru gidiyor zaten. Sivas’ın bağrından kopmuş halk ozanımız Aşık Veysel der ki; “Sana verebileceğim çok şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen.”

Gün gelir kimin sevileceği belli olmaz, halkın dilinden konuşmak lazım biraz…

Neyse, ben yine dinleyeyim türkümü. Taktım bu aralar, tavsiye ederim. Erdal Erzincan’dan dinleyin. “Keklik gibi”

Sevgi ve saygı ile…

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Eğitim Portalı
DÜNYA
E-Devlet
M.E.B.
Adalet Bakanlığı
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş