sex shop vibratör   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  
sex shop ordu ordu erotik shop ordu sex shop ordu sex shop seks shop seks shop istanbul seks shop istanbul sex shop istanbul vibratör seks shop istanbul jartiyer iç giyim iç giyim

Fırsatçı


Bu makale 2019-03-21 13:56:27 eklenmiş ve 655 kez görüntülenmiştir.
Ufuk Uçar

Ekonomi son birkaç yüzyıldır kendine hep şu soruyu sorar; Devlet ekonomiye müdahil olmalı mı?

Biraz bilgi vermek gerekirse Adam Smith Ulusların Zenginliği adlı eserinde bir “gizli elden” bahseder. Bu gizli el üretimin piyasaya sunulması aşamasında piyasanın kendini süpürdüğünü, her arzın kendi talebini yarattığını iddia eder. 

Yani bu aşamada Adam Smith devlet müdahalesine güvenliğin sağlanması ve piyasa adaletinin sağlanması dışında ihtiyaç olmadığını savunur. Bu teorinin 18. yüzyıldan 1929 yılında ortaya çıkan Büyük Buhran’a kadar geçerli olduğunu görüyoruz. Büyük Buhran gibi küresel bir kriz ortaya çıktığı zaman devletler artık gizli eli beklemek yerine ekonomiye müdahalelerde bulunmak gerektiğini anladılar.

İşte bu aşamalar doğrultusunda devlet müdahalesi ve serbest piyasa arasında yaşanan, evrensel krizlerden yeni krizlere kadar kendini yenileyen bir ekonomik yönetişim ortaya çıktı. Soru sadece biraz değişti; Devlet ekonomiye ne kadar müdahil olmalı?

Ekonomiye devlet müdahalesi bu denli hassas bir konu iken gelin bugünü ve Türkiye’yi biraz inceleyelim. Şunu kabul ederek başlamak gerekir ki ülkemiz tam kapitalist düzene henüz ayak uyduracak bir kapasitede değildir. Yani devletin üretime ve yatırıma her zaman destek olması gerekiyor.

Hükümetlerin bu konuda üzerine düşen görevler vardır. Dünyaya nispetle son derece bereketli olan toprağımızı iyi değerlendirerek işe başlamak lazımdır. Çiftçinin önüne her türlü olanağı sunmak ve kendi ülkemizin ihtiyacını giderdikten sonra ülkenin arzını yurtdışına açmak devletin görevidir.

 Madenlerimizi işleyecek ve kullanacak gelişmiş teknolojileri halka sunmak ve tüm bu aşamalarda işgücünün ve ar-genin istihdamını sağlayacak bir denge kurmayı başarabilmek gerekir. Türkiye’de ekonomiye bir müdahalede bulunmak mevzubahis ise şayet en doğru yol zannımca budur.

Türkiye aslında bahsedilen bu yolda Cumhuriyet döneminden itibaren yürümeye başladı ancak maalesef sonunu getiremedi. Bu dengenin nasıl bozulduğuna bakmak gerekir. Ülkemiz siyasasında son zamanlarda bazı salgın hastalıklar olduğu fikrindeyim. Bunlara örnek olarak yap-işlet-devret usulü, özelleştirme çalışmaları ve ahbap-çavuş kapitalizmi gibi toplumu perişan eden salgın hastalıklar sayabilirim. Bu hastalıklar aslında hükümetlerin devletin değil kendinin ve yandaşının iyiliğini düşünmesiyle ortaya çıkıyor. İhalelerin ehline değil de yandaşlara dağıtıldığı, henüz hazır olunamamış sahalarda devlet tekelinin birden çekildiği, üretim piyasalarında TMO gibi kurumların etkisinin azaltıldığı bir sistemde kimin neyin çıkarı için çalıştığının cevabı son derece açık sanırım.

Hal böyle ancak bir de bakıyoruz ki devlet hal işine girmiş ticaretle uğraşıyor. Üstelik biraz araştırıldığı takdirde satışların zararına satışlar olduğunu görüyoruz. “Fırsatçılar” olarak yaftaladıkları kendi vatandaşlarına karşı giriştikleri bu mücadele 31 Mart seçimlerine kadar sonuç verir de ülkemizi bu fırsatçılardan(!) kurtarırlar umarım 

Bir hükümet her şeyden evvel piyasadaki bir sorunu temelinden girişerek çözmeye çalışmalıdır. Eksiklerini kavrayıp ona göre hareket etmelidir. Bugünkü batan ekonomi hükümetimizin son yirmi yıldır ihmal ettiği ekonomik önlemlerin bir sonucudur. Ancak kendi vatandaşını yaftalamak ve suçu dış güçlere yüklemek daha kolay olanı iken, bahsettiğim salgın hastalıklarla kendi çıkarları uğruna yıktıkları ekonomik temel kolay kolay toparlanacağa benzemiyor. 

Piyasanın kendine has kurallarıyla hareket edemeyen bir hükümet, ticaretin fırsatları değerlendirmek olduğunu da bilemez maalesef. Yapması gereken tek şey o fırsatları halkına en güzel şekilde sunmak ve ticarette adaleti,  güvenliği sağlamaktı ancak kendi bir tezgâh açtı, fırsatları kendi değerlendiriyor. Ve seçimler yaklaşıyor…

Şimdi “fırsatçı” kimdir? Sorunun cevabını siz değerli okurlara bırakıyorum.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Eğitim Portalı
DÜNYA
E-Devlet
M.E.B.
Adalet Bakanlığı
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
sex shop   seks shop   saç bakım   seks shop   seks shop   sex toys   sex toys   gay sex shop gay sex shop strapon nedir kızılay sex shop travesti sex erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   erotik seks shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   sex shop   vibratör   izmir sex shop