O MUTSUZ BİR KİŞİYDİ


Bu makale 2018-12-02 12:02:21 eklenmiş ve 205 kez görüntülenmiştir.
Ahmet Çakır

Taşrada, kırsal kültür ortamında yetişmiş vasat bir eğitimi ve geliri olan biriydi.

Yetiştiği dar çevrenin gelenek ve görenekleriyle kuşatılmış bir hayat tarzı vardı.

Kendisini yenilemek, geliştirmek ve yetiştirmek gibi bir gayretin içinde değildi. Hatta adetleri ibadetlerden üstün görme gibi bir tutucu yanı bile vardı.

Bu haliyle de lüks sayılacak bir semtte oturmaya başlamıştı.

Onun bildiği ancak kırsalda geçerli kurallar, burada önüne barikatlar oluşturmaya başlamıştı. 

“Bu kuralların yeni oluşan şartlara göre güncellenmesi gerektiğini” söyleyenleri anlamakta hayli zorlanıyordu. Anlama yeteneği biraz dumura uğramış gibiydi. 

O, her halükarda bildiğini okumaya devam ediyordu.

O, yakın çevresiyle olumlu olan hiçbir şeyi paylaşamıyordu. Sevgi, saygı, hoşgörü yerine, kin, nefret, öfke paylaşılıyordu. Onun olduğu ortamda tansiyonlar devamlı yüksek seyrediyordu. Onur kırıcı söz ve davranışlarını, özel bir meziyetmiş gibi kasılarak icra ediyor ve yaptıklarıyla da bol, bol övünüyordu. Bu sebepten hatasını itiraf ettiğine hiç şahit olan olmadı. Ona göre delikanlının özür dilemesi “racona ters” bir olaydı.

“Empati” diye bir kavramın onun algı sahasına giriş yaptığı vaki değildi. Sempati, hoş görü, tevazu ve nezaket gibi kavramlara alerjisi vardı.  Bunları yapmacıklık olarak değerlendiriyordu.

İletişim hataları konusundaki rekortmenliği kimseye kaptırmaya niyetli değildi.

Onu bu konuda rekortmenliğe taşıyan davranışlarına birkaç örnek verecek olursak, devede kulak sayılacak türden şunları zikretmemiz gerekir:

O her zaman asabi ve agresiftir.

O bir konuda görüşünü belirteceği zaman, davranışlar ve davranışların nedenleri üzerinde durmaz, doğrudan kişileri ve onların kişiliklerini hedef alır. Konuşurken yüksek perdeden ve nutuk formatında konuşmayı sever.

Ona ibret dersi verecek bir hikaye yoktur. O, en ibretlik olaylarda bile nefret dersi alacağı noktalar arar ve bulurdu.

“Sabırlı olmayı ve diyalog kurmayı” tavsiye edenlere, “ben bu yaşta karizmayı çizdirecek kadar düşmedim” türünden cevaplar verirdi.  

Hiç çözüm üretmeden yana olmamış, hep sorun üretmeden yana olmuştur. 

Bu sayılanlar ve sayılamayan özellikleri onun sonunu hazırladı. Bütün çevresi, eşi, dostu ondan uzaklaşmak mecburiyetinde kaldılar. Onu yalnızlık ve mutsuzluk bağrına bastı.

Bütün bu olanlardan ders alıp almadığını anlamak isteyenlere verdiği cevap olayı dramatize etmeye yetiyordu:

 “Mutsuz olmam için, dış güçler bana, komplo kuruyorlar.” Diye teselli bulmaya çalışıyordu.

Attığı her adıma, ayrı bir komplo hikayesi uyduracak kadar konuyu abartıyordu.

Mutluluk, kapsama alanına girme fırsatını hiç bulamadı.

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş