KÜÇÜK EV’İN BÜYÜK DÜNYASI

Bu hafta ki röportajımız Altınordu İlçesi Düz Mahalle’de yaklaşık 10 yıldır hizmet veren ‘Küçük Ev’ işletme sahibi Engin Atabeyoğlu ile gerçekleştirdik.
Bu haber 2018-09-07 13:56:39 eklenmiş ve 2118 kez görüntülenmiştir.

Bu hafta ki röportajımız Altınordu İlçesi Düz Mahalle’de yaklaşık 10 yıldır hizmet veren ‘Küçük Ev’ işletme sahibi Engin Atabeyoğlu ile gerçekleştirdik. Ticaret hayatına 10 yaşında başlayan Engin Bey, Küçük Ev’in hikâyesini, sundukları hizmetleri ve uzun yıllar boyunca ticaretin içinde yer almış birisi olarak geçmişten günümüze Ordu’yu değerlendirdi. Engin Bey’e bizlere zaman ayırdığı için teşekkür ediyor ve röportajımızı siz değerli okurlarımız ile paylaşıyoruz. 

Soru- Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

E.A. : Ben, Engin Atabeyoğlu. Evliyim ve iki tane kızım var. Kızlarımdan bir tanesi üniversiteyi bitirdi ve Diş Hekimi oldum. Diğer kızım ise üniversiteye hazırlanacak. Mutlu güzel bir aileye sahibim. Ben, 10 yaşındayken babam Haki Yener’in binasının altına bakkal dükkânı açtı. 10 yaşından beri esnaflıkla uğraşıyorum. Küçük yaşta esnaflık hayatına başladım ve bugünlere kadar birçok değişime şahit oldum, bizzat yaşadım. 

HER ŞEY ON SENE  ÖNCE BAŞLADI

Soru- Küçük Ev’in hikâyesini bizlerle paylaşır mısınız?

E.A. : Haki Yener’in binasının altında bakkal işine devam ediyorduk ama kiralar o dönemlerde astronomik boyuttaydı. ‘Bu kiralarla, bu iş gitmez. Altından kalkılmaz. ‘ dedik ve orayı en son kafeterya olarak devrettik. O arada ayakkabıcılık, tekel bayilik yaptık, bakkallık zaten önceden vardı. Ticaret hayatımda beş sene kadar bir boşluğum oldu. O zamanlar bu civarda Süleyman Ersoyların binasının altında bir çay ocağı vardı. O bina şimdi yıkıldı. Bundan 10 sene önce bir ağustos ayında çay ocağının önünde otururken Rahmetli Fahri Çelebi’ye ait olan bu binayı gördüm. Yanımda bacanağım vardı ve ‘ Engin Abi burayı sen kafeterya yapsan. Eşinde ev yemekleri yapar. Çok güzel bir iş çıkar otaya. ‘’ dedi. Olur mu? Olmaz mı? Eşim Nihal’e danıştım, niyetimden bahsettim ve kendisi de bana destek çıktı. Sonrasında ben Fahri Çelebi’yi aradım ve niyetimden bahsettim.’ Ben burayı kafeterya yapmak istiyorum, sen ne dersin? diye sordum.  Kendisi beni çocukluğumdan beri tanır. ‘ Ben burayı bir iki kere başkalarına verdim ama çok mağdur edildim ve tekrar vermeyi düşünmüyorum ama ben seni çocukluğundan beri tanıyorum, nasıl bir insan olduğunu biliyorum ve seni geri çevirmek istemiyorum. Bana bir hafta müsaade et. ‘’ dedi. Bir hafta sonra kendisini tekrar aradım. Eski Milletvekili Avukat Rahmi Güner’in yazıhanesindeydi. Oraya gelmemi söyledi. Arkadaşım ile birlikte gittik. ‘’ Ben sana burayı vereceğim, seni boş çevirmeyeceğim. ‘’ dedi. Anahtarı aldık geldik. O zamanlar Fahri Dayı üst katta oturuyordu. Alt katı hazırladık. Eylül ayı ile başlamıştık ve o zaman Ramazan Ayıydı. Tam on sene oldu ve her şey çok güzel şekilde ilerliyor. 

10 YILDA AZALMADAN ÇOĞALDIK

Soru- Küçük Ev’de lezzetten, sosyal aktiviteye kadar bizleri neler karşılıyor?

 E.A. : Küçük Ev’de ev yemekleri başta gelir. Tostumuz da meşhurdur ve tostta kullandığımız kıymayı kendimiz hazırlıyoruz. Burası aynı zamanda hem restoran gibi hem de kafe gibi bir ortam sunar.  Aynı zaman da Küçük Ev’de her türlü oyunda bulunmaktadır. Kelime oyunu, jenga, satrant, tavla, okey gibi birçok oyun seçeneği ile keyifli zamanlar geçiriyorlar. Gençler çok tercih ediyorlar ama her yaş grubundan insana hitap edebiliyoruz. Öğle yemekleri için esnaf arkadaşlarımız gelirler. Belediyeden personeller, mimarlar geliyor. Bu 10 sene içerisinde müşterimiz hiç azalmadı, aksine hep üzerine koyarak devam ettik. 

ABİ, ABLA, ANNE, BABA OLUYORUZ

Soru- Peki, bu 10 sene içerisinde elde ettiğiniz başarının sırrı nedir?

E.A. : Buraya 16 yaş grubundan, 70 yaş grubuna kadar insan gelir. Ben ve eşim onların hem abisi ve ablası, hem annesi ve babası hem de yeri gelir çocukları, arkadaşları oluruz. Asıl alt yapı budur. Buranın adı Küçük Ev ve adı gibi ev sıcaklığını sunar. Geldiği zaman ayakkabısını çıkarıp çıkarmayacağını soranlar bile oluyor. Tabi ki çıkarmıyoruz ama ortamın dizaynından olsa gerek bir eve girermişçesine titizlik gösteriyorlar. 

ORDU İÇİN GÜZEL ŞEYLER YAPTIĞIMI DÜŞÜNÜYORUM 

Soru- Küçük Ev, Ordu’da kendisine güzel bir yer edinmiş, adını duyurmuş, oldukça hoş bir mekân. İleriye yönelik planlarınız, hayalleriniz var mı?

E.A. : Benim alt yapım çok geniş. Kulüpçülük, kahvecilik, ayakkabıcılık yaptım ve uzun yıllardır kafeteryacı olarak işime devam ediyorum. İyi bir işletmeci olduğumu düşünüyorum ve bunu da insanlara yansıtıyorum. İleriye yönelik hedeflerden bahsedecek olursam, eskiden büyüklerim bana hep, ‘ Engin sen buraya az geliyorsun, dışarıya çık. ‘ derlerdi. Dışarıya çıkamadık, nasip değilmiş ama Ordu için güzel şeyler yaptığımı düşünüyorum. Örneğin, 1986 yılında Kumsal Kafe’yi açtım. Orası 13 masaydı ve 67 kişi alıyordu. Hafta sonları canlı müzik yaptım. Aynı zamanda mantı, su böreği ve tatlı ikram ediyordum. Trabzon’dan, Giresun’dan müşterilerim geliyordu. O zamanlar Karadeniz’de öyle bir mekân yoktu. Bekârlık dönemlerimdi ve çok güzel paralar kazandık. Yine sahilde ki Fenerbahçeliler derneğini çalıştırdım, Haki Yener’in altında ki mekânı büyüttüm derken bunlar gibi birçok iş yeri çalıştırdım. Hep işletmecilik ile uğraştım. Aynı zaman da 1986 yılında Ordu’ya ilk hamburgeri ‘de ben getirdim.  30-35 senedir de kendi işimi yapıyorum. 

KOMŞULUK, DOSTLUK, YARDIMLAŞMA VARDI

Soru- Ordu’da uzun yıllar boyunca birçok sektörde yer almış, esnaflık yapmış biri olarak, o günlerden bu günlere Ordu’da esnaflık hayatını değerlendirmenizi istesem neler söylemek istersiniz? 

E.A. : Bundan 15-20 sene öncesine kadar komşuluk ve yardımlaşma vardı. Arkadaşlıklar daha güçlüydü. Bunlar hep bozuldu ve bozulma nedenlerinin başında ekonomi geliyor. İnanlar hep kendi telaşına, kendi derdine düştü. Çekememezlik çok var. Kimse kimsenin iyi olmasını istemiyor. Düşeni kaldırmayı geçtim, üzerinden iyice ezerek geçme derdindeler. Bunun yanı sıra teknolojinin gelişmesi de toplumu bozdu. Eskiden bir TRT vardı. Telefon, ev ve iş yerlerinde olurdu, cebimizde taşımazdık. Konuşulacak, paylaşılacak çok şey oluyordu ama şimdi telefondan, bilgisayardan konuşuluyor. Komşusunun cenazesine, düğününe gitmeyen, selamlaşmayan insanlar var. Değişik bir toplum olduk ve bence sonumuz iyiye gitmiyor. Bir arkadaşına yıkıldım, yandım desen varsa da elinde yok diyor çünkü Türkiye’nin hali belli değil. Enflasyon yüzde yüz. Her şey iki katı zamlı. 15lik yumurtayı 5-6 liraya alıyorduk şuanda 9-10 lira. Bir damacana suyu 8 liraya alıyorduk şimdi 12 lira. Sebzeler de zaten 3-5 liradan aşağı değil. Tarım, sanayi yok, dışarıya bağımlısın ve en ufak bir kıvılcımda dolar 4 liradan 6 liraya, Euro ise 5 liradan 7 liraya çıkıyor. Ekonomik özgürlüğümüz yok. Yapamadılar bu işi ve böyle devam edersek daha kötüye gideceğiz. Biz kendimizden geçtik, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğinin derdine düştük. ÖZGE ÖZTÜRK/RÖPORTAJ

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer RÖPORTAJ haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Ordu Tribün Gazetesi | Haber Merkezi
© Copyright 2016 Ordu Tribün Gazetesi
GÜNDEM
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
Eğitim Portalı
DÜNYA
E-Devlet
M.E.B.
Adalet Bakanlığı
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş